Sesimizi Duyan Var mı?

Sesimizi Duyan Var mı?

Perşembe sabahına içimize korku salan o tanıdık çığlıkla uyandık:

“Sesimizi Duyan Var mı?”

İstanbul Maltepe’nin Cevizli Mahallesi’nde 7 katlı bina durduğu yerde çöktü. Resmî açıklamalara göre 2 canımız hayatını kaybetti, enkaz altındaki 2 kişiyi arama kurtarma çalışmaları ise devam ediyor. Öncelikle hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyor, yaralılara acil şifalar dilerken, enkaz altındakilerin de sağ salim çıkarılmalarını umut ediyoruz.

21 canımızı alan Kartal Orhantepe’deki binadan, 1 kişinin hayatını kaybettiği Sefaköy’deki çöken binadan ve sokaktan geçen 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan Zeytinburnu’ndaki çökmeden sonra, bu felaket zincirinin son halkası Cevizli oldu, şimdilik. Oysa bu yapı İstanbul’daki güvensiz binlerce binadan sadece biriydi.

İçinde ne ararsanız vardı: Kaçak katlar, giriş katına sonradan yapılan dükkân düzenlemesi, deniz kumu… Olayla ilgili bilgisine başvurulan, alanında uzmanların televizyon ekranlarından bir bir sıraladığı tespitler bunlar. Bu tespitleri, 18 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği, 40 binden fazla kişinin yaralandığı 1999 Marmara Depremi’nden sonrasında da aylardır, yıllardır tekrarlanıyor.

Peki, o günden bu yana ne yapıldı?

Koca bir hiç!

Olası büyük Marmara Depremi’ni bekleyen İstanbul’umuzda kendi ağırlığını bile taşıyamayan binalarda emekçi halkımız yaşamak zorunda kalıyor. Yüksek kiralar, işsizlik ve pahalılık cehenneminde kuru ekmeğe muhtaç bırakılan halkımız, her gece “Acaba bu bina uykumuzda başımıza yıkılır mı?” Korkusuyla yatağına giriyor; sabaha uyanabilenler ise haline şükreder hale geliyor. Rant uğruna göz yumulan kaçak katlar, dükkân alanını genişletmek için gözü kapalı kesilen kolonlar, rüşvet çarklarıyla dönen belediye süreçleri, oy kaygısıyla çıkarılan imar aflarıyla meşrulaştırılan güvensiz binalar, emekçi halkımıza adeta birer tabut oluyor.

Peki, ama neden?

Çünkü bölgemiz açık bir deprem riski altında olmasına rağmen, onlarca ölümlü felakete ve kendiliğinden çöken binalara rağmen yapıların dayanıklılıkları, güvenliği hiçbir belediye yönetimi tarafından ciddiyetle denetlenmiyor. “Kentsel dönüşüm” adı altında insanlarımız devasa borç batağına sürükleniyor, halkın dişinden tırnağından arttırarak sahip olduğu evler ve arsalar rant projeleriyle birkaç vurguncu müteahhide peşkeş çekilme riskiyle baş başa bırakılıyor. Hal böyle olunca da halkımız binalarını yenileyemiyor, ölüme terk ediliyor.

Bu işin tek çözümü, 2024 Yerel Seçimlerinde de sokak sokak haykırdığımız çağrımız söylediğimiz gibidir: Halk için, halkla birlikte, bizzat örgütlü halk tarafından yönetilen Halkçı Belediyecilik anlayışında.

8 Ekim 2026
HKP Kartal İlçe Örgütü