Canlarımızın Canı İhaleye Çıkarılamaz!
HKP İzmir İl Örgütü olarak İzmir Büyükşehir Belediyesinin sokak hayvanlarının toplatılması için taşeron bir şirkete 52 milyon TL’lik ihale vermesini protesto etmek için eylem yaptık.
AKP’giller’in kanlı katliam yasasını bahane ederek sağlıksız ve eziyet ederek sokak hayvanlarını toplayan İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde yaptığımız eylem için Fuar Basmane Kapısında toplandık. Buradan açtığımız döviz ve pankartlarla Fuar alanında bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesinin önüne kadar yürüyüş yaptık. Burada İzmir Yaşam Hakkı Savunucularının ve Türkiye Hayvan Hakları Platformu’nun da katılımıyla eylemimize devam ettik.
Eylemimizde Partimiz MYK Üyesi aynı zamanda Doğa ve Hayvan Komitesi üyesi Prof. Dr. Özler Çakır bir konuşma yaptı. Sloganlarla devam eden eylemimizde hayvan hakları savunucusu Av. Bilge Berk de bir konuşma yaptı. Bilge Berk konuşmasında belediyenin yasayı bahane ederek hayvan katliamına ortak olduğunu, 52 milyon liralık ihale bedeli ile sokak hayvanları sağlıklı bir biçimde rehabilite edilebilir, aşılanabilir güvenli ortamlar sağlanabilir dedi.
Sık sık “Katliama Değil Yaşatmaya Bütçe”, “Kısırlaştır Aşılat Yerinde Yaşat”, “Patili Canlar Yalnız Değildir”, “Kan Kokuyor Kan Kokuyor Barınaklarınız Kan Kokuyor” sloganlarının atıldığı eylemde Partimiz adına MYK Üyemiz aynı zamanda Doğa ve Hayvan Komitesi üyemiz Prof. Dr. Özler Çakır’ın konuşmasını aynen yayınlıyoruz.

Sevgi ve saygıdeğer halkımız, hayvanseverler, sizleri Halkın Kurtuluş Partisi ve Halkçı Doğa ve Hayvanseverler adına selamlıyorum.
Canlarımızın Canı İhaleye Çıkarılamaz!
ABD Emperyalist Haydudu Uşağı, Bin Yılın Felaketi AKP’giller İktidarında, ülkemin her yanından insan olanın yüreğini dağlayan acı çığlıklar yükseliyor. İnsan çığlıkları, hayvan çığlıkları, doğanın çığlıkları birbirine karışıyor.
Soma’da, İliç’te, Gelik’te, Mengen’de İşçi kardeşlerimiz, Erzincan’da, Niğde’de, Gebze’de, Ümraniye’de Patili canlarımız toprak altında. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş, insanlarımıza; bugün Didim tüylü dostlarımıza toplu mezar. Seferihisar’da kilitlenen kulübesinde 2.5 yaşındaki Şila canın, Dilovası’nda çocuk işçi kızlarımızın bedenleri kül. Ankara’da iki metro istasyonu, iki katliam: Sıhhiye metro istasyonunda boşanacağı kocası tarafından sırtından vurulan Döne Bozdemir, evi bellediği Demetevler metro istasyonunda görevliler tarafından kemikleri kırılan 15 yaşındaki Matmazel. İş, aş dedikleri için anacıklarıyla birlikte coplanan öğretmenler, bir dilim kuru ekmek, bir yudum su için sokak sokak dolanırken, korumacı insanlarıyla birlikte taşlanan patililer. Kazdağları’nda, Akbelen’de yüzyıllardır kök saldıkları topraklardan sökülürken inleyen ağaçlar, ormanlarının yok edilişleri için feryat eden köylüler. Kanlı katliam örgütü NATO rahatça yeni katliamlar planlayabilsin diye, bizim için Yeni Sevr demek olan BOP hain planı yeni ivmeler kazansın diye, Efendisi ABD Emperyalist Haydudunun ülkemiz için Yeni Sevr demek olan projesi ivme kazansın diye başkent Ankara’da halkımıza yapılan gözaltılar, bu Ankara’da zirve bahanesiyle sayıları 52 bine varan ve sonucunu tahmin etmenin hiç de zor olmadığı toplamalar.
Değerli halkımız, değerli hayvanseverler,
Bütün bu olagelenler bir rastlantı değil.
Halkımızın çektiği acıların, kadınlarımızın, çocuklarımızın, hayvanlarımızın, dağları, dereleri, ormanlarıyla tüm doğamızın katledilmesinin, tarumar edilmesinin nedeni aynıdır:
Ortaçağcı gerici AKP’giller’in bekçiliğini yaptığı bu pislik, ahlâksızlık, çürümüşlük yuvası olan sömürü düzenidir. Yani dememiz o ki değerli halkımız, tek başına bir hayvan sorunu yok! Doğa-hayvan-insan katliamları birbirinden bağımsız değil. Hayvanın da insanın da doğanın da çevrenin de katili, içinde yaşadığımız rezil sınıflı toplum düzeni, insanı insanlığından çıkaran Parababalarının sömürü düzeni.
İşte, insani hiçbir değer taşımayan, gelmiş geçmiş en zalim iktidar olan Bin Yılın Felaketi AKP’giller iktidarı, patili dostlarımızı soykırıma uğratacak olan Kanlı Katliam Yasasını, 2024 yılı Temmuz ayında çıkarmıştı. Anımsanacaktır, insanlık adına bir utanç belgesi olan bu yasayı, milletin meclisi olmaktan çoktan çıkmış Meclisten verdikleri sevinç naraları atan özçekimler eşliğinde basına duyurmuşlardı.
Hemen ardından bu zalimler, bir yandan bu katliamları yönetirken, bir yandan da canlarımıza yaşayacak, barınacak hiçbir alan bırakmamacasına genelgeler çıkarıyor, emirler veriyorlar kurumlara.
Hınk deyicileri olan Valilikleri eliyle, besleme yasakları, toplatma yaptırımları getiren genelgeler yayınlatıyorlar. Savunmasız sokak canlarımız belediyeler tarafından acımasızca toplanıyor. Hayvan sağlığı ile ilgili hiçbir eğitimi ve deneyimi olmayan kişilerce yapılan bu toplamalar sırasında yaşlı ve hasta canlarımız daha barınağa gitmeden yaşamını yitiriyor. Barınaklara hapsedilenlerin ise her koşulda akıbeti ölüm.
Laik Cumhuriyet düşmanı AKP’giller’in Eğitim Bakanı eğitim kurumlarımızda Laik ve Bilimsel Eğitimin kırıntısını dahi bırakmamak için nasıl ki tarikat ve cemaatlerle işbirliği yapıyorsa, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de sokaklarda patili dostlarımızın bir tekini dahi bırakmamak için GÜSODER ile işbirliği yapıyor. Ve sokak hayvanlarının yüzde 92’sini topladıklarını, yıl sonuna kadar da tüm sokak köpeklerini toplayarak barınaklara yani ölüm kamplarına göndereceklerini ilan ediyor.
Hayvana, insana, doğaya yönelik tüm bu saldırıların müsebbibi yalnızca AKP’giller midir?
Netçe söylüyoruz:
Hayır!
AKP’giller’in her türlü zulmünü pervasızca sürdürmesine payandalık yapan Meclisteki en sağından en soluna sözümona muhalefetin, üretilmiş muhalefetin de bu kanlı yasada sorumluluğu vardır. Kimse kimseyi kandırmasın!
Yasal olmayanın yasa yapmasına izin verenlerin, “Diploma Nerede?” sorusunu soramayacak kadar korkak olanların, bu Ortaçağcı gericileri iktidara taşıyan ve 25 yıldır orada tutan ABD-AB Emperyalistlerine “Hayır” diyemeyenlerin bu kanlı katliamda sorumluluğu vardır.
İşte somut örnekleri:
Hangi siyasi partiden olursa olsun, görevi sokak canlarını bilimsel yöntemlerle rehabilite etmek, kısırlaştırmak, aşılatmak ve doğal ortamlarında yaşatmak olan belediyeler, bunu yapmak yerine verilen kanunsuz ve vicdansız emirlere eyvallah demektedir. Şehrimiz İzmir’de de Büyükşehir Belediyesi ve bazı ilçe belediyeleri bu doğrultuda son sürat toplama işine girişmiştir. Örneğin, gönüllüler tarafından bakılan, sahip çıkılan canların yıllardır yaşadığı Aşık Veysel rekreasyon alanına hemen her gün ekipler toplama için baskın yapmakta, gönüllüler ise can dostları ölüm kampı barınaklara gitmesinler diye var güçleriyle mücadele etmekte, gündüz gece demeden nöbet tutmaktadır.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi İzmir Büyükşehir Belediyesinin canlarımızın canı üzerinden ne idüğü belirsiz bir şirkete rant sağladığı, 52 milyon 654 bin 240TL’lik ve 22 Haziran-31 Aralık 2026 tarihleri arasında yapılacak toplama ihalesi ile tüylü dostlarımızın katline imza attığı, bu ihaleye dayalı olarak sürek avı biçiminde hemen her gün toplamaların yapıldığı, şirketin merdiven altı bir şirket olduğu, ne teknik donanım ne personel bakımından uygunluğunun ve yetkinliğinin olduğu yaygın biçimde basında yer almaktadır. Şirketin toplama yapan aracının basına yansıyan görüntülerinde camlarının bile olmadığı görülmektedir.

İzmir’in yaz günü kavurucu sıcağında hangi canlı nasıl, ne kadar yaşayabilir böyle bir aracı içinde?
Şimdi soruyoruz İzmir Büyükşehir Belediyesine:
Senin barınaklarının sayısı ve kapasitesi nedir?
AKP’giller’in verdiği zalim emir doğrultusunda hareket ederek İzmir’deki bütün sokak canlarını hangi barınaklara göndereceksin?
Halkın vergileriyle toplanan paraların yüklü miktarını bu paravan şirketlere sokak canlarımız daha toplama sırasında katledilsin diye mi aktarıyorsun?
Senin belediye olarak görevin bütçeni öldürmek için değil, yaşatmak için kullanmak değil mi?
İnsani, vicdani, ahlaki, halk ve toplum sağlığını gözeten bir belediyecilik anlayışında bu parayla neler yapılabilir?
Yani kaç köpek kısırlaştırılır?
Kaç köpek aşılatılır?
Hasta ve yaşlı hayvanlar için kaç barınak demeyelim, yaşam alanı, rehabilitasyon merkezi yapılır?
Buralarda hizmet verecek kaç personel istihdam edilir?
Kısacası, bu para sorduğumuz sorulardan birinin dahi yanıtı olacak biçimde harcansa ne büyük iş yapılmış olur değil mi?
Ancak sizde nerede böyle bir anlayış?
Nerede içinizde halk sevgisi, doğa sevgisi, hayvan sevgisi?
Siz en çok kendinizi, sahip olduğunuz koltukları seversiniz.
Yani dememiz o ki değerli halkımız, değerli hayvanseverler,
Hayvanın da insanın da doğanın da çevrenin de katili, içinde yaşadığımız rezil sınıflı toplum düzeni, insanı insanlığından çıkaran Parababalarının sömürü düzeni. Tüm bu sevgisizliğin, acımasızlığın, haksızlıkların, kötülüklerin kaynağı siyasi. Başımıza çöreklenen halk düşmanı siyasi iktidarlar ne insana ne hayvana ne de doğaya yaşam hakkı tanıyor.. Onlar yalnızca kendi sınıf çıkarlarını kolluyorlar.
Yabancısı ile, işbirlikçisi ile ülkemizi sömürü düzenleri için dikensiz gül bahçesine çevirecek halk düşmanı politikalar üretiyor Parababaları. Bunun için toplumdaki tüm değerleri çürütüyorlar, çocuklarımızın ömürlerini Muaviye Yezid, CIA Pentagon İslamıyla cemaat-tarikat evlerinde talan ediyorlar. Bunun için insani, vicdani, ahlaki olan her şeye saldırıp, yok ediyorlar. Bunun için toplumda şiddeti körüklüyorlar. Çocuklarımız merhameti, saygıyı, işbirliğini değil, bencilliği, bireyciliği, düzenbazlığı öğrensin istiyorlar. İnsanları birlikte davranmaktan uzaklaştıracak hain planlar yapıyorlar. Kanlı Katliam Yasası da bu planın parçalarından biridir. Yani bu yasa yalnızca hayvan katliamı için değil, insanlığın da katledilmesi için hazırlanmış bir yasadır. Şimdi de restoranlara, açık alanlara hayvanlarla girilmesini yasaklayacak düzenlemeler yapmaya giriştiler. Bu da çok bilinçli. Hayvanlar üzerinden yine insanları, toplumu ayrıştırıyorlar ki hain planlarını rahatlıkla uygulayabilsinler.
Dolayısı ile toplumun diğer sorunlarından bağımsız tek başına bir hayvan sorunu yoktur. O nedenle mücadeleyi bir bütün olarak görmek gerekiyor. Hayvan hakları sorunu, mücadelesi sınıfsaldır, siyasidir. Çözümü de öyledir.
Kendisi de militan bir hayvansever olan, bu nedenle yargılanıp, cezalar alan Önderimiz Nurullah Efe “Seversen acı çekersin” diyor. Evet bizler, programının temeline sevgiyi koymuş tek parti olan HKP’liler olarak, hayvan hakları mücadelesini siyasi mücadelesinin bir parçası olarak gören parti olarak bu insanlıklarından çıkmış iktidarın çok sevdiğimiz halkımıza, hayvanlarımıza, ağaca-börtü böceğe ettiği zulümler karşısında en derin acıları çekiyoruz. O nedenle bu kahrolası düzene son verebilmek var gücümüzle hayatın her alanında mücadele ediyoruz.
Ve biz biliyoruz ki insan hayatının sürmesi, bitkiler ve hayvanlarla birlikte, doğal dengeyi hiç bozmadan mümkün olabilecek. Partimiz, insana dost, hayvana dost, doğaya dost, tümünün birbirinin ayrılmaz bir parçası olarak uyum içinde varlığını sürdürdüğü bir dünyayı kurma mücadelesini kazanıncaya kadar sürdürecektir.

Önderimiz Nurullah Efe Ankut’un söylediği gibi “Ne Zalimler İnsafa Geldi Ne de Biz Vicdanımızı Terk Ettik…” Her haksızlıkta olduğu gibi bu konuda da sesimizi, sözümüzü, mücadelemizi yükseltecek, sokaktaki canlarımızın yanında olacak, sevgisizliğinize birini bile feda etmeyeceğiz. Ve eninde sonunda, insanın insanlığını yeniden kazandığı, patili canlarımızla yaşamımızı paylaştığımız, ezenin ve ezilenin olmadığı o dünyayı, Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracağız. Bizim iktidarımızda belediyelerin canlarımıza yönelik çözümleri ve görevleri bilimsel, basit, ucuz, insani, vicdani ve ahlaki olacak.
Bunun için tüm hayvanseverlerin de talebi olan: Belediyeler hayvanseverlerle, gönüllülerle el ele vererek “Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” temel ilkesini uyguladığında sokak hayvanları diye bir sorun kalmayacak.
Yaşlı ve hasta hayvanların rehabilite edilecekleri sağlıklı merkezler oluşturulacak.
Bu merkezlerin kapıları gönüllülere açılacak; belediyeler dernek ve gönüllülerle işbirliği içerisinde olacak.
Merkezlerde veteriner hekim istihdamı arttırılacak.
Hayvanların para kazanmak amacıyla üretilmesi, satılması yasaklanacak.
Besleme yapan gönüllülere mama desteği sağlanacak.
Sokakta yaşayan canların uğrak yerleri olan bölgelerde besleme noktalarının oluşturulacak
Bunlar, gerçek bir halk iktidarında belediyelerin kısa vadede gerçekleştirebileceği en kolay ve etkin çözümlerdir. Bunları yerine getirmek için ülkemizin hem maddi hem de manevi olanakları, gücü mevcuttur. Önemli olan bu kaynakların kimin çıkarı için harcandığı, kime hizmet ettiğidir. Bugün ülkemizin tüm zenginlikleri yalnızca birkaç bin kişinin cebine girdiği için milyonlarca insanımız aç ve yoksuldur, sokak canlarımız da perişandır. Gerçek halk iktidarında, Halkçı Belediyelerde, Vatanımızın zenginlikleri bir avuç Parababası için değil üreten, değer yaratan halkımız için ve onların değer verdiği can dostları için en verimli şekilde kullanılacaktır.
Saygıdeğer Halkımız, gelin bu mücadeleyi hep birlikte verelim.
İzmir İl Örgütü
21 Temmuz 2026