Gücümüz Birliğimizden Gelir! Yeni 15-16 Haziran Direnişleri Yaratacağız!

Her daim “başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere” diyen ilk Genel Başkan’ımız Hikmet Kıvılcımlı Usta, 15-16 Haziran Direnişi için “Türkiye İşçi Sınıfı hepimizden er davrandı: Kılıcını ortaya attı. Her türlü devrimci aydın gevezeliğine en kestirmeden keskin karşılığını bir vuruşta verdi. Artık sözün yeri kaldı mı?” ifadelerini kullanarak bu şanlı direnişin, İşçi Sınıfının sosyal varlığını ve Türkiye Devrimi’ndeki öncü rolünü kabul etmeyen sözde devrimcilerin yüzüne vurulmuş bir tokat olduğunu belirtmiştir.

Halkın Kurtuluş Partisi, 15 Haziran 2005 tarihinde kuruldu.  Tesadüfen seçilmiş bir gün değildi Partimizin kuruluşu, özellikle seçilmişti 15 Haziran tarihi. Çünkü 15-16 Haziran İşçi Sınıfımızın Şanlı Direnişi’nin yıldönümüydü.

Peki ne olmuştu 15-16 Haziran’da?

CIA tarafından finanse edilen ve sendikacıların Amerika’da eğitim gördüğü ve maaş aldığı TÜRK-İŞ, 1952 yılında tesadüfen kurulmadı. 1950’li yıllar, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kazanımlarını yok etmek için karşıdevrimin, ABD güdümündeki yerli Parababalarının siyasi temsilcilerinin kayıtsız şartsız iktidara yerleştiği yıllardır. O dönemde TÜRK-İŞ kanalıyla İşçi Sınıfının başı bağlanmak istendi. Bizim gibi ülkelerde yerli-yabancı Parababaları, gelişen İşçi Sınıfı hareketlerinden korkuyordu. Çünkü kendisinin sömürü ve baskısını engelleyecek tek gücün İşçi Sınıfı olduğunu biliyordu. Bundan dolayı da onu kontrol altına almak istiyordu.

27 Mayıs 1960 Politik Devrimi sonrasında çıkarılan Anayasa, İşçi Sınıfının örgütlenmesinin önünü açmış oldu. 1967 yılında TÜRK-İŞ’in sarı-gangster tavrına karşı işçiler tarafından kısa adı DİSK olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kuruldu. Partimizin ilk Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı, DİSK’in kuruluşu için “DİSK olayı, sarı sendikacılıktan çok aşağılara düşmüş ajan TÜRK-İŞ Sendikacılığına inen bir tokat oldu”, demişti.

Parababaları, İşçi Sınıfımızın gittikçe bilinçlenmesine, örgütlenmesine tahammül edemediler ve İşçi Sınıfımızın özgürce sendika seçme yani sendikalaşma hakkını elinden almak istediler.

1961 Anayasasının getirdiği kazanımları budamak için 1970 yılında 274 sayılı Sendikalar Yasası ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasalarında değişiklikler yaparak İşçi Sınıfının örgütlenmesini engellemek istediler. Yapılan değişikliklerle, sendikaların Türkiye genelinde faaliyet gösterebilmesi için işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birinde örgütlenme barajını aşmaları koşulu getirilmek isteniyordu. Bu baraj, DİSK’in örgütlenmesinin önüne geçilmesi ve hatta kapatılması anlamına geliyordu. İşçi Sınıfımızın başı, tâ 1952 yılında ABD tarafından kurdurulan sarı sendika TÜRK-İŞ ile bağlanmak isteniyor ve Amerikancı, CIA’nın kurdurduğu bu ajan örgütlenmenin dışındaki sendikalara yaşama hakkı tanınmıyordu. Böylelikle 1967 yılında kurulan ve kısa sürede yüz binlerce işçiyi örgütleyerek kazanımlar elde eden DİSK ortadan kaldırılacaktı.

İşte o anda geldi 15-16 Haziran 1970 Direnişi…

Buna karşı DİSK eylem kararı aldı. 150 bin civarında işçi fabrikaları boşaltarak büyük bir direniş sergiledi. Direnişin öncüleri arasında şimdiki Genel Başkan’ımız Nurullah Efe ve Parti kurucularımız da vardı. Parababaları üç gün sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı. Üç işçi kardeşimiz; Abdurrahman BozkurtYaşar Yıldırım ve Mustafa Baylan şehit oldu bu direnişte.

Genel Başkan’ımız Nurullah Efe de 15-16 Haziran Direnişi’nde işkenceli sorgulamalar sonrası tutuklandı.15-16 Haziran Direnişi, Parababalarına geri adım attırmış, yasayı geri çekmek zorunda kalmışlardır.

Sonrasında ise bilindiği gibi ABD Emperyalizminin tezgâhladığı 12 Eylül Faşizmiyle, “Henze’nin oğlanları” yani ABD emrindeki Kenan Evren’in başını çektiği faşist cunta tarafından DİSK kapatıldı. Ve yasalar patronların istediği gibi değişti.

Yine bilindiği gibi o dönemin İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin şu açıklamayı yapmıştı: “20 yıl siz güldünüz biz ağladık, şimdi sıra bizde.”

Parababaları, ancak 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbeleriyle amaçlarına ulaşabilmiş ve o dönemde yapılmak istenen işkolu barajı getirilmiştir.

Günümüzde ise AKP’giller, 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Cuntacılarının işçi ve emekçi düşmanlığını aynen sürdürmektedir. AKP’giller’in iktidarda oldukları dönem boyunca “milli güvenlik” ve “genel sağlık” gibi gerekçelerle 22 grev, “erteleme” adı altında fiilen yasaklanmıştır. AKP’giller’in Resi; OHAL döneminde yaptığı açıklamada grev yasaklarının milli güvenlik için değil patronlar için uygulandığını itiraf etmiştir. Hatırlanacağı gibi Tayyip, “Olağanüstü hali biz iş dünyamız daha iyi çalışsın diye yapıyoruz. Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz”, demişti.

Yine AKP’giller’in Reisi Tayyip, 2008 yılında 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isteyen sendika ve emekçilere yönelik “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar”, diyerek emekçi halkımıza nasıl baktığını göstermiştir.

Yine 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen Soma Katliamı’nın ardından dönemin hükümet yetkilileri Soma’ya göstermelik bir ziyarette bulunmuştu. Dönemin Başbakanlık Müşaviri ve Özel Kalem Müdür Yardımcısı olan Yusuf Yerkel, protesto yapan madenci Erdal Kocabıyık’ı yere düşürüp tekmelemişti. Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz.

24 yıllık AKP’giller iktidarı boyunca; emperyalizme karşı kanla, canla verdiğimiz Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın ardından Laik Cumhuriyet’in ilk yıllarında halkımızın dişinden tırnağından artırılarak kurulan Kuvayimilliye yadigârı tüm fabrikalarımız, kamu mallarımız birer birer satıldı. Sümerbank’ımız, SEKA’mız, TEKEL’imiz, şeker fabrikalarımız, limanlarımız ve madenlerimiz; yani bu halkın malı olan ne varsa, “özelleştirme” adı altında, yok pahasına yerli ve yabancı Parababalarına yeyim ettirildi.

Bugün açlık sınırının altında olan Asgari Ücret, genel ücret halini almış durumda. Emeklilerimizin ortalama maaşları nerdeyse açlık sınırının yarısına tekabül etmektedir. İş cinayetleri, çocuk işçiliği, Cumhuriyet Tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Yoksulluk sınırının çok çok altında maaş alan doktorlarımız, mühendislerimiz yani yetişmiş kafa emekçileri göç ederek geleceklerini yurtdışında aramaktadır. Keza işsizlik oranı da Cumhuriyet Tarihinin en yüksek seviyesindedir. Kısacası AKP’giller eliyle İşçi Sınıfımız ve emekçi halkımız İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminde inim inlemektedir. Her geçen gün akaryakıta, doğalgaza, elektriğe, temel tüketim ihtiyaçlarına can dayanmaz zamlar yapılmaktadır.

Yeni 15-16 Haziran Direnişleri neden olmuyor?

Peki, 1970’li yıllardan daha ağır koşullardan geçmemize rağmen niye yeni 15-16 Haziran Direnişleri yaratılamıyor?

Özellikle Sosyalist Kamp’ın çöküşüyle birlikte her alanda geriye doğru bir savrulma yaşandı. Dünyadaki İşçi Sınıfı hareketlerini etkilediği gibi bizi de fazlasıyla etkiledi Sosyalist Kamp’ın çöküşü. 1970’li yılların aksine İşçi Sınıfımız sınıf bilincinden çok daha uzak ve örgütsüz kaldı. İşçi Sınıfına öncülük iddiasında olan 1970’li yılların devrimci hareketlerinin devamcısı olduğunu iddia edenlerse ABD-AB Emperyalistlerinin “umudu” oldu, Sevrci Soytarı Sahte Sol halini aldı.

Sendikalara gelirsek; TÜRK-İŞ yine aynı TÜRK-İŞ, görevine devam ediyor. 1972’den sonra kurulan birçok sendika, konfederasyon, Hak-İş, Memur-Sen gibi sarı ve yandaş sendikalar olarak Parababalarının yanında saf tuttu.

15-16 Haziran Direnişi’nde önemli bir rol oynayan DİSK’e gelirsek…

15-16 Haziran Direnişi’nin simgesi olmuş ve 12 Eylül Faşist Darbesiyle kapatılan DİSK yeniden açıldı. Fakat açıldığından beri DİSK asla eski DİSK olmadı. Yeni DİSK, kapısına kilit vurmaya çalışan Süleyman Demirel’le kuruluş yıldönümünü kutladı. Her geçen gün İşçi Sınıfından biraz daha uzaklaştı. Ücret ve aidat sendikacılığının dışına çıkamadı.

Yeni DİSK, Doruk Maden İşçilerinin direnişi gibi birçok işçi direnişine mesafeli durmaktadır. Hatta Yeni DİSK, 15-16 Haziran’ların ve İşçi Sınıfı tarihinde birçok önemli direnişin yaşandığı, İşçi Sınıfının vatanı olan Taksim Meydanı’nın bulunduğu, İşçi Sınıfının kalbi olan İstanbul’dan Genel Merkezini Ankara’ya taşıyarak eski DİSK’le bir bağının olmadığını tescillemiş oldu.  Yani DİSK, her geçen gün geçmişteki mücadele geleneğinden koptu. DİSK bürokratik ve uzlaşmacı bir sendikal anlayışın elinde İşçi Sınıfımızdan koptu. Yeni DİSK Parababalarının bakanları ve sarı sendikacılarla birlikte boy boy pozlar vermektedir. Şu anda, bir dönem Nakliyat-İş Sendikamızın Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun yönetimde olduğu DİSK’ten eser kalmamıştır. Şu anki DİSK yönetimi hızla Türk-İş’leşme yolundadır.

Tüm bunlara karşı Partimiz ve DİSK’in Tarihine de Mücadelesine de sahip çıkan, başında Kurtuluş Partili Yoldaşlarımızın olduğu Nakliyat-İş Sendikamız mücadele etmektedir. Uzel Direnişi, ki 15-16 Haziran Şanlı Direnişi’nin toplanma merkezi idi, Neo-Trend Tekstil Direnişi, Urfa Tüvtürk-Polçak Direnişi, Milas Çınartaş Direnişi, Trendyol Direnişi, Yemeksepeti Direnişi, son zamanlarda imza attığımız ve bir kısmı halen devam eden Direnişlerimizdir. Parababalarının sömürü ve soygun düzenine karşı verdiğimiz mücadelede Proleterya Sosyalistlerinin önderliğindeki Nakliyat-İş Sendikası yeni kazanımlarla İşçi Sınıfı mücadelesinde yol göstermeye devam ediyor. Her geçen gün artan hayat pahalılığına karşı TİS yaptığı yerlerde ek zamlar alıyor.

15-16 Haziran Direnişi’nin önemini en iyi bilen biz olmamız ve aynı ruhla mücadele etmemiz, ne yazık ki yeni 15-16 Haziran Direnişleri örgütlemeye yetmiyor ama Partimiz, İşçi Sınıfımız başta olmak üzere emekçi halkımızı örgütleyip Halkın İktidarını kuracak, Parababalarının sömürü ve soygun düzenini eninde sonunda ortadan kaldıracak ve adaletli, eşit, insanın insanı sömürmediği bir düzeni mutlaka kuracaktır.

Yeni 15-16 Haziran’lar yaratmak ve “Bin Yılın Felaketi” AKP’giller iktidarından kurtulmak için tüm halkımızı Proletarya Sosyalistlerinin tek partisi olan HKP saflarında örgütlü mücadeleye çağrıyoruz.

Yaşasın Şanlı 15-16 Haziran Direnişimiz!

14 Haziran 2026
HKP İşçi Örgütleri Komitesi