Bir insanı tanımak için servetine, kartvizitine ya da hangi masada oturduğuna bakılmaz. Asıl mesele şudur: Güçsüz olana, masum olana ne yapıyor, nasıl davranıyor?
Biz Halkçı Doğa ve Hayvanseverler için bu soru çok nettir. Çünkü biz biliriz ki hayvana nasıl davranıyorsan, insana da öyle davranırsın. Doğaya nasıl bakıyorsan, halka da öyle bakarsın.
“Bizim işimiz mutluluk satmak” diyerek yaptığı tüm ahlaksızlığı, vicdansızlığı gizlemeye çalışsa da ne kadar vicdansız, ahlaksız, acımasız ve alçak olduğunun itirafıdır yapılan röportajda söyledikleri.
Kim mi bu namussuz?
Son günlerde VIP uyuşturucu ve fuhuş olaylarıyla gündem olan Bebek Otel’in tutuklanan sahibi, doğa ve hayvan düşmanı Muzaffer Yıldırım: “Ortaokuldayken güvercin besliyordum. Sürekli gökyüzüne bakardım. Başkalarının geri dönmeyen güvercinlerini görünce benimkileri uçurur, o güvercinleri kendi kümesime dahil ederdim. Güvercinler bugünün parasıyla 1.000 dolar civarıydı. Bu işten iyi para kazandım. Bir gün futbol oynamak için çıkarken kümesin kapısını açık unutmuşum. Kümese giren bir kedi güvercinlerimi yemiş. Bu benim girişimcilik hatam oldu. Sonra bu kediyi buldum intikamımı aldım. Kediyi 4’üncü kattan attım…” Bu yaptığı iğrençliği ve aynı zamanda hırsızlığını da bir “girişimcilik” olarak insanlara yutturmaya çalışıyor.
Bu bir öfke anı değildir. Bu bir çocukluk hatırası hiç değildir. Bu karakterdir, Muzaffer Yıldırım’ın rezil mi rezil karakteridir.
Canı mülk gibi gören bir anlayıştır bu. “Benim” diyerek yaşamı sahiplenen, sonra da cezalandırma hakkını kendinde gören bir anlayış.
Biz Halkçı Doğa ve Hayvanseverler bunları çok iyi tanırız. Çünkü bu topraklarda hayvanlara el kaldıranlar, zeytin ağaçlarını keserken de gözünü kırpmaz. Dereleri kuruturken de “gelişim” der. İşçiyi, emekliyi açlığa mahkûm ederken de “ekonomik şartlar” diye konuşur.
Bunlar hep aynı karakterdir, aynı karaktersizliktir. Ve bunlar ve bunun gibiler sadece doğaya, hayvana düşman değillerdir. Aynı zamanda ABD Emperyalist Haydudunun sömürge valisi Thomas Barrack hayranıdırlar.
Muzaffer Yıldırım ahlaksızı, rezili de sömürge valisi Thomas Barrack’ a olan minnettarlığını, verdiği röportajda “bizi batmaktan kurtardı” sözleriyle açıkça dile getirebilmiştir. Ülkemizi BOP çerçevesinde üç parçaya bölme planını uygulanması için görevlendirilmiş Thomas Barrack alçağını kurtarıcı olarak görerek, ondan şükranla söz ederek işte bu alçaklığını, karaktersizliğini pekiştirmiştir.
Güçlüye saygı, zayıfa öfke.
Biz bu hikâyeleri çok gördük. Paranın önünde eğilenlerin, halka nasıl diklendiğini de gördük. Ama biz başka bir yerden bakıyoruz hayata. Biz kedinin canını da zeytin ağacının gölgesini de işçinin sofrasını da aynı yerden savunuyoruz. Çünkü yaşam bölünmez. Bugün hayvana şiddeti anı diye anlatan zihniyet, yarın halkın yaşadığı acıyı da kader diye geçiştirir.
Biz buna razı değiliz. Bizim tarafımız bellidir: Biz can’ın tarafındayız. Doğanın tarafındayız. Halkın tarafındayız. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki merhameti olmayanın adaleti olmaz. Vicdanı olmayanın insanlığı olmaz.
Bu yüzden susmuyoruz. Çünkü bu mesele bir kişinin değil, bir düzenin meselesidir.
Bu Para uğruna her türlü namussuzluğu, ahlaksızlığı yapan, insan, hayvan, doğa düşmanı Muzaffer Yıldırım’ları yaratan rezil sınıflı toplum düzenidir.
İşte bu nedenle, bizim mücadelemiz insanı insanlığına yeniden kavuşturacak olan, her türlü sömürünün ortadan kalkacağı bir dünya kurma mücadelesidir!
17.01.2026
Halkçı Doğa ve Hayvanseverler