Saygıdeğer Halkımız; Şunlardaki vicdanın seviyesini görebiliyor musunuz?

Saygıdeğer Halkımız; Şunlardaki vicdanın seviyesini görebiliyor musunuz?

Biliyoruz ya, geçen hafta İstanbul Beşiktaş’ta patlatılan iki bomba, 44 masum insanımızı parçalara ayırarak yok edip gitti.

İki gün önce de Kayseri’de patlatılan bir bomba, 14 askeri yani 20’li yaşlardaki gencecik halk çocuğunu yok edip gitti.

Her iki katliamın da patronu ABD’ydi, uygulayıcı piyonu Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK’nin eylemcileriydi.

Beşiktaş’ta 44 kişinin hayatını yitirmesinin ve 155 kişinin de yaralanmasının hemen ertesinde, 25 yıldır Ankara’yı yöneten Belediye Başkanı Melih Gökçek, insanın kanını donduran bir açıklama yaptı, hem de sevinç içinde. Sanırız, hepimizin dikkatini çekmiştir, bu insanı insanlığından utandıran söylem. Hatırlayalım, isterseniz, sinirlerimizi bir kez daha bozup altüst etme pahasına da olsa:

“Melih Gökçek: Erdoğan’ı, beni, bakanları Allah koruyor

“İstanbul Beşiktaş’taki bombalı saldırının ardından bir TV programına katılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek “Erdoğan’ı, beni, bakanları Allah koruyor” dedi.

“Gökçek, “Cenabı Allah Tayyip Erdoğan’ı koruyor. İnşallah koruyacak. Bakın darbe akşamı Recep Tayyip Erdoğan’ı 15 dakika ile yakalayamıyorlar. Başbakanımızı 5 dakika ile yakalayamıyorlar. Ben kendi nefsimden biliyorum. Beni yarım saatte yakalayamıyorlar. Bir tane bakan yakalanmadı. Şimdi bu bizim meziyetimizden, bizim gücümüzden mi oluyor. Hayır bir himayeden oluyor. Bir korumadan oluyor. Bu da Cenab-ı Allah’ın korumasından.” dedi” (http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/643633/Melih_Gokcek__Erdogan_i__beni__bakanlari_Allah_koruyor.html)

İnançtaki, mantıktaki, vicdandaki sapkınlığı görüyor musunuz, arkadaşlar?

Gökçek’in anlayışına göre, bütün İslam şehitleri Allah korumadığı için şehit olmuş oluyor.

Bedir’in, Uhud’un şehitleri, Hz. Muhammed’in amcası ve ilk Müslüman savaşçıların en cengâverlerinden biri olan Hz. Hamza, Allah’ın korumasından yoksun olduğu için katlediliyor, şehit ediliyor. Ebu Sufyan’ın eşi Hint tarafından karnı bıçakla yarılıyor, ciğeri çıkarılıp ısırılıyor.

Yakın tarihe gelelim:

Çanakkale’de şehit olan yüz bini aşkın vatan evladı, Allah’ın korumasını onların üzerlerinden çekmiş olmasından dolayı öldürülmüş oluyor.

Bugünlere gelince, işte İstanbul Beşiktaş’taki hunharca katliamda 44 masum vatan evladı ve Kayseri’deki katliamda 14 vatan evladı hep Allah’ın koruma kalkanından yoksun bırakıldıkları için katledilmiş, şehit olmuş oluyor.

Gökçek’e göre Kaçak Saraylı Reis’in AKP’gilleri’nin kelek kesenleri dışında kalan, Türkiye’yi baz alırsak 80 milyon insanımız Allah nazarında korunmayı hak etmiyor. “Bana ne onlardan”, denmiş oluyor, Allah tarafından. “Ölürlerse ölürler, kalırlarsa kalırlar. Hiç de umrumda olmaz.”, demiş oluyor Allah, Gökçek Efendiye göre.

Saygıdeğer Halkımız;

İşte bunların vicdan durumları bu. Daha açığı, vicdan hiç teşekkül etmemiş bunlarda. Bunları yetiştirenler kötülük etmişler bunlara.

3-12 yaş arası, yani insani değerlerin, ahlâki değerlerin yüklendiği kritik süreci boşa geçirmişler. Hiçbir insani değer yüklenmemiş, o yıllar içinde bunlara. Onun yerine, 6 bin yıldan bu yana sürüp gelen Sınıflı Toplumun insanı çamurlara bulayan, insanlıktan çıkaran, acımasızlaştıran, zalimleştiren, hırsızlaştıran özellikleri yüklenmiş. Olan zekalarını bunlara kullanıyorlar. İnsanları Allah’la aldatmak ve küp doldurmak; kamu malı aşırmak; hiç ara vermemecesine, durup dinlenmeden yapageldikleri budur sadece. Tabiî bir de, efendileri olan, yapımcıları olan ABD Emperyalist haydutlarına taşeronluk etmek, hizmetkârlık etmek. Dolayısıyla da halkımıza, vatanımıza ve milletimize kesintisiz biçimde ihanet etmek.

Soralım Gökçek Efendiye:

Madem siz Allah’ın koruyucu kalkanı ardındasınız, o zaman hiçbir kötülük ulaşamaz size. Hiç kimse zarar veremez.

Öyle mi?

Âlâ…

Peki, binlerce kişilik koruma ordularınız neyin nesi?

Zırhlı arabalarınız neyin nesi?

Geçeceğiniz yollardan, gideceğiniz güzergâhlardan trafiğin men edilmesi neyin nesi?

Madem inancın öyle, neden bu koruma ordularının, zırhlı Mercedes’lerin arkasına sığınıyorsun?

Söylediğine kendin de zerrece olsa inanmıyorsun da ondan…

Sadece kandırmaca yapıyorsun. Hep yapıp ettiğiniz gibi, cahil, yoksul, zavallı insanlarımızı yine Allah’la aldatmaya çabalıyorsun. Fakat bu kez, o denli mantığını kaybediyorsun ki, 25 yıldan bu yana oy vererek sizi oralara getiren insanları ahmak yerine koyuyorsun, aptal yerine koyuyorsun. Amiyane deyimle “hıyar” yerine koyuyorsun.

O denli pervasızlaştınız, fütursuzlaştınız ki, artık sizi izlemek, dinlemek bile insanın tahammül sınırlarını zorluyor.

Gökçek, 15 Temmuz akşamına ilişkin de gerçekle ilgisi olmayan demagojiler yapıyor, yukarıda aktarılan konuşmasında.

Ne diyordu?

“Bakın darbe akşamı Recep Tayyip Erdoğan’ı 15 dakika ile yakalayamıyorlar. Başbakanımızı 5 dakika ile yakalayamıyorlar. Ben kendi nefsimden biliyorum. Beni yarım saatte yakalayamıyorlar.”

Bunların hiçbirinin gerçekle ilgisi yok.

Daha önceki yazılarımızda kanıtlarıyla ortaya koyduk. 15 Temmuz günü, Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı oteli, bırakalım Feto’nun askerlerini, polislerini; bırakalım medyayı, tüm Marmaris esnafı ve neredeyse halkı biliyor.

Feto’nun adamlarının Tayyip’i öldürmek gibi bir planları asla yok. Başbakan Milyar Ali’yi ve Bakanları öncelikle yakalamak gibi bir planları da yok.

Onlara ne diyor, harekatı yöneten CIA şefleri?

Önce Ordu’yu ele geçirin tümüyle, sonra da Tayyip’i tutuklayıp mahkemenizin karşısına çıkarırsınız.

Başbakan Milyar Ali dahil, Bakanların da zaten tahminen tamamı sizin safınıza geçecektir. Bugün Tayyip’e biat ettikleri gibi anında size biat edeceklerdir. Etmeyen çıkarsa da onu da Tayyip’in yanına koyar, yargılarsınız birlikte.

İşte böylesine bir yanıltmacayla Feto’nun askerlerini yendirttiler, hezimete uğrattılar.

Kim yaptı bunu?

ABD Emperyalistleri ve onun casus örgütü CIA.

Onları, bu, bebelerin bile kanmayacağı harekat planına inandırdılar. Onunla kesinkes başarılı olacaklarına ikna ettiler.

Böylece de, Türk Ordusu’nun geriye kalan bölümünün Tayyip ve AKP’giller tarafından darmadağın edilip ortadan kaldırılacağını öngördüler, amaçları da buydu zaten. Kaçak Saraylı Reis de 15 temmuz sonrası aynen bunu yaptı. Ve o günden bu yana, yapımcısı ve efendisi ABD’ye daha büyük bir sadakatle hizmetine devam etmektedir.

Tabiî bu arada da Türkiye, her geçen gün adım adım “Yeni Sevr” bataklığına yani “BOP” cehennemine çekilip götürülmektedir.

Zaten önce de defalarca söyledik ya; ABD, Kaçak Saraylı Reis’i keşfedip AKP’giller’i onun liderliğinde partileştirmekle onlara çok önemli bir görev vermek istedi.

Neydi bu görev?

BOP’ta taşeronluk etmek…

İsrail’in düşmanlarının ortadan kaldırılmasında görev yapmak. Ve İslam’ın ruhunun tümden boşaltılarak bir CIA-Pentagon İslamı’na dönüştürülmesinde, dinci maskesi altında rol üstlenmek.

İşte 14 yıldan bu yana ABD Emperyalistlerinin kendilerine verdiği bu üçlü görevi yapmaktadır, Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’gilleri.

2 gün önce, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Kayseri’de, 20-22 yaş arasındaki 14 ana kuzusu katledildi.

Dünse Kaçak Saraylı Reis, Trabzon’da stad açılışı yaptı. Hem de Katar Emiri’yle yan yana, kol kola…

Mütebessim bir yüz ifadesiyle, kükredi yine kürsüden. Attı, tuttu…

Görelim isterseniz o fotoğrafı, o video görüntülerini:

İşte, insanın içini kaldırıp midesini bulandıran görüntüleri ve konuşmaları gördünüz, arkadaşlar.

Ülkede canice iki saldırı sonrası bedenleri parça parça edilerek 58 gepegenç insanımız hayatını kaybetmiş; bunlar gülücüklerle, alkışlarla stat açılışı yapıyorlar. Kaçak Saraylı, hayatta en iyi yaptığı şeylerden biri olan, mikrofonlara höykürmesini yapıyor. Arkasındaki hüloogg’cuları ağızları kulaklarında alkışlıyorlar bunu.

Ne diyor Kaçak Saraylı yıkarıda?

Aynen şunları:

“Bu mutlu günümüzde bizlerle birlikte oldukları, sevincimizi paylaştıkları için değerli kardeşim Şeyh Temim’e ve bakanlar heyetine şükranlarımı sunuyorum. Zira biz bugün Trabzon’da aynı zamanda Türkiye-Katar arasında yüksek düzeyli bir istişari komite toplantısını yaptık. Bugüne kadar ne yaptık, bundan sonra ne yapacağız, aramızda bunları konuştuk. Ve 15 anlaşmayı bugün burada imzaladık. Birinci toplantıyı Katar’da yapmıştık, 17 imza atmıştık, bugün de burada 15 imza attık. (…)

“İnşallah bunlardan, temenni ederim ki, Trabzon da nasibini alacaktır. Hele hele bugün helikopterle Trabzon’un üstünde dolaşırken, Trabzon’un dağlarını dolaşırken, o kar dolu dağların zenginliklerini dolaşırken, kendisi de hayran kaldı. ‘Niye siz buralarda kayak tesisleri yapmıyorsunuz’, diye bunu da sordu. Temenni ederim ki onlara da kavuşuruz. Onların da altyapısını ayrıca yapmamız lazım. Onun için oteller yapmaya da hazır olduklarının ayrıca müjdesini verdiler.”

Gördünüz, değil mi, arkadaşlar?

Adamın zerrece umurunda değil, katledilen vatan evlatları. Adamın derdi, “Çar-u penç”. Adam küp doldurma derdinde. Otel yapacak, alışveriş merkezi yapacak, dinlenme tesisi yapacak, kayak tesisi yapacak.

Bunu da kendisi yapmayacak ha…

Halkımızın; “götürü usulü”, dediği yöntemle Katar Emiri yapacak; yapılan vurgunu da AKP’giller’le paylaşacak. Zaten 14 yıldan bu yana yapageldikleri hep aynı şey değil mi?

Alışveriş merkezi, inşaat, köprü, yol… Şehirleri, kasabaları, meydanları, tarihi mekanları, dağı taşı, yeşil alanları; taşa, betona, mermere kesti bunlar. Ülkede yeşilin kökünü, ağacın kökünü kurutmaya ant içmişler. Nerede bir yeşil var, nerede bir boş arazi var, gözü dönmüş biçimde saldırıyorlar. Ve paraya dönüştürüyorlar, vurguna dönüştürüyorlar, ranta dönüştürüyorlar.

Hep söylüyoruz ya, arkadaşlar:

Bunların ne halk umurunda, ne vatanın parçalanması, milletin yok edilmesi umurunda, ne ölenler umurunda, ne kalanlar…

Bunların dünyası ayrı. Ar dünyası değil onlarınki, kâr dünyası.

Hatırımızdadır, muhakkak ki. 15 Temmuz gecesi de Atatürk Havaalanı’nda ne demişti Kaçak Saraylı Tayyip?

“Bu bize Allah’ın bir lütfudur.”

Yani o gece hayatını kaybeden 400’ü aşkın insanımız, onun Tayyibistan Faşist Din Devleti kurma yolunu açtığı için “Allah’ın bir lütfu” oluyor. Yani memnun durumdan, bayram ediyor adam.

İşte bunlar böyle…

Şunu da hatırlatmış olalım, saygıdeğer arkadaşlar:

Bunların oğulları, bırakalım savaş bölgesinde bulunmayı, normal askerlik bile yapmamıştır. Hep hilelidir, dümenlidir, onların bu askerlik işi de. Yani tüm işleri gibidir.

Kimisi çürüğe çıkarılır, kimisi paralıya, kimisi Burdur’da kısa döneme, yani 1 aylık askerliğe.

Hepsini saymak gerekmez. Ayrıca da uzun iş olur o.

Kaçak Saraylı Reis’in büyük oğlu Burak, “çürüğe çıkarılmıştır”, askerlikten. Küçük oğlu meşhur “Sıfırlayamadım Babacım”cı Bilal de yurtdışında çalışanlar kontenjanından Burdur’da 21 günlük askerliğe…

Bilal’in bu sözde askerliğini de Havuz Medyasının, Amerikancı Parababaları Medyasının utanmaz yazar çizerleri “çakı gibi asker” ibaresiyle fotoğraflayıp sayfalarına taşımışlardır. Reklam etmişlerdir oralarda.

Bizimse, dört oğlumuzdan üçü savaş bölgesinde, biri Bitlis Güroymak’ta, biri Tunceli kırsalında, biri de Ağrı Doğubeyazıt’ta, tüm halk çocukları gibi, normal süresince yapmıştır askerliklerini. Biri de yine normal süresince Ankara’da yapmıştır.

Kendimizden söz etmeyi pek sevmeyiz ama, bağışlanmak dileğiyle bu notu da düşelim dedik.

Saygıdeğer Halkımız;

Peşlerinden gittiğin, 14 yıldan bu yana iktidar koltuklarına oturttuğun şu insanlara bak…

Bunların yapıp ettiklerine bak. Ülkeye verdikleri zarara bak. Uçurumun kenarına getirilmişiz, vatanın elden gitmek üzere. Ne ordun kalmış, ne yargın, ne eğitimin…

Ortaçağ’ın karanlıklarına yuvarlanmışsın. Zavallı bir Ortaçağ ülkesine dönüştürülmüşsün.

Laik Cumhuriyet’ini yıkmış, ABD Emperyalistleri ve onların yerli taşeronları. Her gün tuğla tuğla Faşist Tayyibistan Din Devleti kuruluyor. Senin hiç umurunda değil…

Yoksa umurunda da çaresizliğinden mi sessizliğin?

Korkutuldun, sindirildin mi?

Tutunacak dal mı bulamıyorsun?

Tüm güvendiklerin, inandıkların sana sırtlarını döndüler, sattılar mı seni?

Öyle oldu, değil mi?

Fakat bak, biz buradayız işte. Hiçkimse bizi korkutup, sindirip, yıldıramaz. Vatan aşkını söylemekten hiçkimse geri bıraktıramaz bizi. Bizim şiarımız, “Onur yaşamdan önemlidir.”, şeklindedir.

Senin gerçek ve biricik dostun biziz.

Bu karanlıklardan birlikte çıkacağız. Ve bu hainlerden birlikte hesap soracağız. Bunu mutlaka yapacağız.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

19 Aralık 2016

Nurullah Ankut
HKP Genel Başkanı