O, sadece bir cam okuyucudur…

Hafız, ne yaptın böyle yahu?..

“Prompter” oynatıcın senden izinsiz namaza gidince, taş kesilmiş gibi dondun kaldın be…

Hiçbir söze kadir olamadın bir süre. Elin adamı muzip; saat tutmuş. Tam 57 saniye öylece bakınıp durmuşsun etrafına, çaresizlik içinde.

Sonra da, meşrebinin gereğini yapmışsın, kendini frenleyemeyerek…

Çağırıyorsun azarlayarak korumanı, “nedir bu rezalet” anlamında soruyorsun ona, başına gelen felaketin sebebini.

O da söylüyor mecburen; “Efendim namaza gitti.”

Hafız, sen hani herkese kendine hakaret ettikleri iddiasıyla davalar açtırıyorsun ya avukatlar orduna, onun da çetelesini tutmuş elin oğlu:

10 bin dava açtırmışsın bugüne dek be Hafız, kendine hakaret edildiği iddiasıyla.

Kaç avukatın var, kaç kişiyi besliyorsun Hafız böyle?

Neyse…

“Namaza gitti” deyince koruman, aynen şu sözler dökülüyor ağzından:

“Benden izinsiz namaza mı gidilir, dangalak…”

Adama düpedüz hakaret ediyorsun be Hafız…

Gerçi sen herkese hakaret etme tekelinin sadece sana ait olduğu inancındasın. Zavallı Sorosçu Kemal Efendi’ye az mı hakaretler ettin?..

İşte birkaç gün önce İnce Muharrem Efendi’ye bile “namertsin” deyip geçtin yahu… Hem de en haksız olduğun durumda.

Demek ki Hafız, hizmetinde bulunan o binlerce zavallının, namaza giderken bile senden izin almaları gerekiyor, öyle mi?

Ezanın okunması yetmiyor demek ki, Hafız. Ayrıca senin de onayın gerekiyor. Senin onayını almayan, en hafifinden “dangalak” kategorisine giriveriyor.

Bunu da geçelim Hafız. Fakat sen, 16 senedir kendini “iyi hatip” diye pazarlıyorsun, cahil, bilinçsiz insanlarımıza. Meğer sadece bir prompter okuyucusuymuşsun yahu…

Yani camdan yazı okuyucu…

Peki, camda akan o yazıları kim kaleme alıyor, Hafız?

Emrindeki metin yazarları ordusu, değil mi?

Onlar yazıyorlar, teknik adamlar yüklüyorlar o metinleri cama; sen de kürsülerde, ekranlarda oradan okuyarak habire sallıyorsun.

Tabiî o metinlerde ağır hakaretler, saldırılar var. O bölümleri okurken hiddetleniyorsun, öfkeleniyorsun, bazen içlenip “aaah aaah” diye inliyorsun, deneyimli tiyatrocular gibi.

Fakat iyi oyuncusun be Hafız. O yönünü inan biz de takdir ediyoruz bak…

Yalanı, yanlışı, iftirayı gerçekmiş gibi telaffüz ediyorsun. Beden dilini de o yalanlara uyumlu hale getiriyorsun üstelik.

Bir zamanlarki Bakanın, atamadığınız öğretmenlerin düşmanı, yüreğinde zerrece merhamet ve sevgi barındırmayan Nabi Avcı da demişti ya; “Tayyip Erdoğan iyi oynuyor kürsüde”, diye. Doğruluk payı var bu görüşte.

16 yıldır İlhan İrem’in de çok haklı olarak, yakınarak dile getirdiği gibi, gece gündüz bağırtılarını dinletiyorsun millete. Her gün, her an birilerine düşmansın, saldırıyorsun.

Gün 24 saat. Ama yandaş kanalların ve Parabaları kanallarının ekranlarından fışkıran senin bağırtılarının süresi günlük 40-50 saati tutar be Hafız…

Hangi kanalı açsa insanlar, senin bağırtılarınla yüz yüze geliyorlar.

Demek oralarda söylediğin cümlelerin bir teki bile senin zihninden, senin kaleminden dökülmüş değilmiş be Hafız…

Sen sadece okuyucu ve oynayıcıymışsın…

Fakat nasıl metin yazarları bulmuşsun öyle be Hafız…

Hepsinin içi kin ve nefret dolu. Belki mahsus öylelerini seçtin. Yüreklerinde dirhem sevgi barındırmayan, insana, hayvana, doğaya, özellikle de yeşile düşman olanlarını bulup getirdin, yazıcılar ordunu onlardan oluşturdun.

Baş ve tarak hikayesi yani…

Sen öylelerini bulup seçtin, öyleleri de senin ustaca oynayacağın senaryolar yazıp yüklettiler prompter’lara.

Fakat insan bu kadar mı çaresiz olur be Hafız?..

Namaza gidince camcın, tek bir cümleye olsun kadir olamaz mı insan yahu?..

Vay be Hafız…

Bir de Türkiye’nin dört bir yanındaki bilboardları, levhaları, zoraki gülümseyen Photoshoplu resminin yanı başına yazdırdığın; “Büyük Türkiye Güçlü Lider İster”, sloganına bakınca insan, daha bir hayıflanıyor be…

Güçlü Lider dediğin böyle mi olur?

Camcısı hasbelkader namaza gidince hepten heykel mi kesilir?

Bingöl’de kürsüye çıkıyorsun, kendini Diyarbakır’da sanıyorsun. Habire tekrarlıyorsun, “Diyarbakır, Diyarbakır”, diye. Sonrasında da kızıyorsun gariban Bingöllülere “niye susuyorsunuz?” diye. Ne desin adamlar?..

Herhalde o bindirilmiş kalabalıklar da yolcu olma vaktinin geldiğini düşünmekteler o an…

Zonguldak’ta kürsüye çıkıyorsun, korkundan ve moralsizlikten takılıveriyor dilin, şehrin adını bile söyleyemiyorsun bir türlü yahu…

Heceleme dönemindeki bebeler gibi heceleyip duruyorsun. Sonrasında da gayriihtiyari soruyorsun kendine “Niye böyle oldu?” diye.

Öyle anlaşılıyor ki artık yolcu olma vaktin gelmiş be Hafız…

Yoksa cam oynatıcın senden izinsiz namaza gitme cesareti gösterebilir miydi hiç?

Demek ki en kritik işleri yapan hizmetkârların bile artık seni sallamaz olmuşlar…

Bu da yansımış sana. Sen de zaten eski havanda değilsin. Cam okumalarının da bir tadı tuzu yok be Hafız…

Tutuksun, moralsizsin, heyecansızsın. Üstelik de bakışların korku dolu…

Adamların da öyle, Hafız…

Stantlarındaki görevlilere bakıyorum da, onlarda da bir heyecan yok. Onlar da yolun sonuna gelindiğininin farkındalar gayrı.

Eee, ne der Halkımız?

Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, kime kalır ki…

Gitmeye gidicisin Hafız da, ama işlediğin onca suçun hesabı ne olacak?

Hatta işlediğiniz, tüm AKP’giller’inizle birlikte, binbir suçun hesabı ne olacak?

Verilecek…

Bu dünyada da, öbür tarafta da o hesap mutlak görülecek, Hafız…

Bundan kaçış yok…

Senin de çok sevdiğin Arap atasözünde dendiği gibi “Men dakka dukka.”

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

7 Haziran 2018
Nurullah Ankut
HKP Genel Başkanı