Puştluğu, kahpeliği en geçerli siyasi ahlâk sayan ESP (Atılım), Partimizin üyesi iki İşçi Yoldaşımıza Sancaktepe’de yine saldırdı

Geçen yılki saldırısı sonrasında şöyle demiştik:

“Bizim diyeceğimiz budur.

“Anlarsınız ya da anlamazsınız.

“Anlarsanız çok seviniriz. Sizinle dost, Yoldaş oluruz. Onun için çabalarız…

“Eğer anlamazsanız, küçükburjuva gururunuza ve önyargılarınıza yenilirseniz?..

“O zaman bizden uzak durun, bizimle uğraşmayın, bize bulaşmayın…

“Lütfen!..

“Biz de kendi işimize bakalım. Dünya kadar işimiz var. Yoldaşlarımızın başını kaşıyacak zamanı yok.

“AB-D Emperyalistlerinin ve yerli işbirlikçilerinin vurgun, sömürü ve talan düzenine karşı tek başımıza da olsa cepheden mücadele edelim…

“Keşke dostlukla diyebilseydik!..”

Lafı insan olan anlar. O sözlerdeki içtenliği, dürüstlüğü, mertliği, devrimci heyecan ve namusu tam olarak anlayabilmesi için insanın, hani derler ya; “insan gibi insan” olması lazım… Bunlarda ne gezer bu… Bırakalım kaliteyi, sıradanlık bile yok bunlarda. Bunlar, yukarıda da söylediğimiz gibi, puştluğu, kahpeliği, düzenbazlığı, kandırmacayı ve her türden namussuzluğu yani paçavralığı siyasi ahlâk edinmişler.

Hiç bunların, düzgün sözleri anlamasına imkân var mı?

Bok böceği pislik yuvarlamayı en başarılı iş ve gıda sayar.

O gül bahçesinden ne anlar?..

05 Ağustos 2011 akşamı saat 21:15 sıralarında gerçekleştiriyorlar, alçakça saldırılarını.

İki İşçi Yoldaşımız, o gün iş çıkışı Partimizin Sancaktepe İlçe’sinde buluşuyorlar. Bir süre sohbet ediyorlar. Bir işçi arkadaşımızın çıkardığı yeni bir ilişkiyle, yani devrimciliğe sempatizan yeni bir işçiyle, buluşulup sohbet edilecek. Buluşma yeri olarak, tarifi ve bulunması daha kolay olduğu için, Sancaktepe Demokrasi Meydanı’ndaki … Kitapçısı belirleniyor. Buluşma saati gelince Yoldaşlarımız beraberce, Partimizden çıkıp yürüyerek, zaten de tanış da olunan, kitapçıya geliyorlar. Dükkân, yüksek giriş tabir edilen bir konuma sahiptir. O nedenle de 5-6 basamak merdivenle çıkılır bu dükkâna. Arkadaşlarımız merdiven başına gelip kapıdan işçinin olmadığını görünce; belki biraz gecikti, şöyle bir dolaşıp gelelim, diyerek, merdivenden zemine iniyorlar. Tam o anda en az 6 kişiden oluşan bir grup, “Kahrolsun HKP’li faşistler! Sancaktepe’de size yer yok! Geçen yıl yaptığınızın intikamını alacağız!” haykırışlarıyla arkadaşlarımıza saldırıyorlar. Birinin elinde keser, diğerlerinin ise sopalar vardır. Keserli olan, arkadaşlarımızın her ikisinin de arkadan kafalarına keseri gücünün yettiğince vuruyor. Bu darbeler sonucunda arkadaşlarımızdan birinin kafatasında çökme kırığı oluşuyor. Diğerinin de yarılıyor kafası. Kafatasında çökme oluşan yoldaşımız, keseri yumruğuyla ve koluyla karşılamak istediğinden; sağ elinin tarak kemikleri kırılıyor, sol kolunun dirseği eziliyor. Vücudunun birkaç bölgesinde de keser çizikleri oluşuyor.

Yoldaşlarımız, sopalılara karşı kendilerini savunurken keserli olan, ilk saldırısını, arkadan alçakça, namussuzca yapıyor. Tabiî Yoldaşlarımız, anında kavgayı kabullenip nefis savunmasına geçiyorlar. Bu durum karşısında saldırganlardan dördü yine anında topukluyor. Kaçıp gidiyor… İkiye iki kalınca, bu kandırılmış, manyatılmış; devrimcilikle de, insanlıkla da uzaktan yakından ilişkisi kalmamış zavallılar, çareyi yine her zamanki gibi, kaçmakta buluyorlar… Yani Yoldaşlarımız da bunların anlayacakları dilden konuşmuş oluyorlar.

Bu şerefsizliğe tanık olan kitapçı ve diğer esnaflar, dükkânları önüne çıkarak, Yoldaşlarımıza sahip çıkıyorlar. Yahu bu kadar da olmaz ki, keserle, sopalarla filan; böylesine kalabalık bir sayıyla iki kişiye saldırılmaz ki, diyerek, alçaklığa tepkilerini dile getiriyorlar. Sonra da; “Bunlardan biz de bıktık! Bunların işi gücü serserilik, böyle pis, adi işler” diyerek, bu şerefsizlerden şikâyetçi olduklarını da belirtiyorlar.

Tabiî böyle adi çakal sürüsünü, lümpen takımını kim sever? Kim bunlarla bir arada bulunmak ister? Böyle insan görünümündeki paçavraların semtlerinde, mahallelerinde bulunmasını, barınmasını ister?..

Bunların, halka ve bize yaptığını, ancak mafya denen çakal örgütleri ve Tayyipgiller yapar... Parababalarının ekonomik ve siyasi örgütleri yapar… Fakat onlar bile bunların yanında dürüst kalır. Şundan: Bunlar, bir de devrimcilik gibi yüce bir kavramı kullanıyorlar. Kendilerini bununla adlandırıyorlar. Böylece de bu yüce kavramın içini boşaltmış ve onu kirletmiş oluyorlar.

Sözümüz, aslında, saldırıyı yapan bu zavallılara değildir. Bunlar, aslında ne yaptıklarını bilmeyen; kandırılmış hayvan sürüsünden bile aşağıya düşürülmüş, acınası yaratıklardır. Bizim muhatabımız ve sözümüz, onları bu hale getiren ESP denen paçavra örgütün şeflerinedir. Çünkü puştluğu, namussuzluğu düstur edinen ve bu genç insanlara onu bulaştıran bu şeflerdir. Bu alçaklarda insan sevgisinden de, vicdandan da, namustan da eser bulunmaz.

Bunların savunduğu siyasi tezler, devrim açısından çoktan iflas etmiştir.

Bunların şu anda yazıp çizdiklerini CIA’nın “Taraf”ı da, Aydın Doğan Medyası da, Fethullah Gülen Cemaati de yayımlayabilir. Siyasi tezleri açısında bir rahatsızlık duymazlar, yayımlamaktan. Fakat bunlarda düşünce-fikir ve Türkçe bakımından yetersizlik vardır. O bakımdan bunların yazılarını ilkel ve yetersiz bulurlar. Sadece o nedenle bunların yazıp çizdiğine itibar etmezler.

Ne demişti, CIA’nın “Taraf”ının yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, birkaç yıl önce bunlara?

“Şu anda geldiğiniz, bulunduğunuz yer, iyi bir yer. Fakat 68’in değerlerini-Deniz’lerin, Mahir’lerin değerlerini savunmakla hem çelişkiye düşüyorsunuz, hem de büyük yanlış yapıyorsunuz. Böylece de davranışınız etik olmuyor. 68’in değerleri, savunulacak şeyler değildir. Onlar milliyetçi tezlerdir.”

Bakın, CIA’nın bu insan sefaleti bile sizden daha namuslu. O hiç değilse namussuzluğunda namuslu. Sizse namussuzluğunuzda da namussuzsunuz…

Bu bitmiş, tükenmiş, ölüsü kokmuş sözde sol siyaset, yani ESP (Atılım) paçavrası, yandaşları ve müttefikleri, dostları arasında da beş para etmez duruma düşmüş siyasi itibarını, yükseltebilmek ve o ortamda kendinden söz ettirebilmek için belirli periyotlarla biz gerçek devrimcilere-gerçek Marksist-Leninistlere, alçakça, namussuzca, puştça saldırılar düzenlemektedir. Beşincisidir, bu son saldırısı…

Demek ki, “Puşt puştluğunu, kış kışlığını yap”maktan geri duramıyor…

Bu alçaklara son söz olarak şunu diyoruz:

Eğer bizden ya da sizden ölümlü bir saldırıya yol açarsanız, gencecik insanların ölümüne sebep olursanız, bunun hesabını mutlaka vereceksiniz. İki yüzlü oynayarak, yüzümüze gülüp arkamızdan böyle şerefsizce saldırılar tertipleyerek yakanızı kurtaracağınızı sanıyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz!.. Fare deliğine de girseniz, bulup hesabını soracağız. Bunu bilin!..

Türkiye Sol Ortamınaysa şunu diyoruz:

Yahu, bu rezilleri, bu insan suratlı madrabazları, görün, tanıyın artık…

Başka ne diyelim… 07.08.2011

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi


Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn