Aslında Büyükelçi’yi kim öldürdü?

İslam Dünyasına bu Muaviye-Yezid dincisi, bu CIA-Pentagon dincisi, insanlık düşmanı canileri “Mücahitler” diye kim projelendirip, yaratıp soktuysa; mazlum milyonlarca Müslüman insanın başına kim bela ettiyse, asli katil işte odur.

Sorumuzun yanıtı apaçık meydandadır, sanırız.

Bildiğimiz gibi ve bizim de onlarca kez tekrarladığımız gibi, tüm bu insan kanıyla beslenen CIA-Pentagon dincisi Cihatçılar ve Kaçak Saraylı Reis’in AKP’giller’i gibi aynı CIA Dininin siyasal hareketleri, hep ABD’nin 1950 sonrası İslam ülkelerini Sosyalizme karşı bir set inşa ederek kendi safında tutabilmek için oluşturduğu “Yeşil Kuşak Projesi”nin ürünleridirler.

Değişik ürünlerdir bunlar. Kimisi El Kaide gibi, IŞİD gibi, El Nusra-Fetih Cephesi gibi, Tahrir-üş Şam gibi, ÖSO gibi kelle keser, kadınları köleleştirip cariyeleştirir; emperyalistlerin denetiminde meşru ülke yönetimlerine karşı savaştırılır. “BOP”un eli kanlı hizmetkârlarıdır bunlar.

Kimisi de, Kaçak Saraylı’nın AKP’gilleri gibi, Laik Cumhuriyetleri yıkar, onların yerine faşist din devleti kurar ve bu kelle kesen Cihatçılara ev sahipliği eder, yandaşlık eder, müttefiklik eder.

Kimisi de, Pensilvanyalı İmam’ın tarikatı gibi, din derebeylikleri kurup o derebeyliklerle Laik Cumhuriyet’e karşı savaşır.

Hep söyleyegeldik yıllardan beri: İslam Dünyası kan revan, diye. Her gün bin Müslüman, yine Müslümanlar tarafından katledilmektedir, diye. Bütün bu meczuplaştırılmış, sapıklaştırılmış, insanlıktan çıkartılmış katiller sürüsü de “Cihat” yaptıklarına inandırılmışlardır. Kendilerince, Allah’ın dinini dünyaya yaymak için savaş vermektedirler. Anlayışları bu. Oysa gerçekte yaptıkları ABD’nin piyonluğudur, taşeronluğudur, uşaklığıdır. Tabiî aynı zamanda da halk düşmanlığıdır, insanlık düşmanlığıdır.

Dün akşamüzeri Rus Büyükelçisini arkasından ateş ederek vurup yere düşüren de; meczuplaştırılmış, düşünmekten, sağlıklı muhakeme yapabilmekten, dünyayı ve toplumumuzu görüp kavrayabilmekten kesinkes alıkonmuş zavallı bir CIA-Pentagon dincisiydi. 22 yaşındaki, AKP’giller tarafından üç sene önce polisliğe alınan, Aydın-Sökeli Mevlüt Mert Altuntaş’tı.

Yandaş medyanın “yol düşkünü” yazarlarından Abdülkadir Selvi’nin, cinayetin hemen ardından yaptığı açıklamada da ortaya konduğu gibi, El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan Nusra Cephesi’ne bağlıymış. Ya da ona ait hissediyormuş kendisini bu katil.

Şimdi bu Arap orijinli CIA dincisi örgüte nasıl bağlı olur, bir TC polisi?

Şöyle:

Bildiğimiz gibi, Yeşil Kuşak Projesi’nin uygulandığı ülkelerin en önde gelenlerinden biridir Türkiye. Daha önce de söz ettiğimiz gibi, bu projenin mimarı, CIA’nın Ortadoğu Masası ve Ankara İstasyon Şefi olan Graham Fuller’dir.

Yani adam, Ankara’da karargâh kurarak ekibiyle birlikte yönetmiştir, bu projenin uygulanışını. Bu proje gereği de 1950 sonrasında Türkiye’deki onlarca tarikatın önü açılmıştır. Devlet imkânları bunların hizmetine sunulmuştur.

1950 sonrası iktidara gelen bütün Parababaları partileri ve onların kurduğu hükümetler, her biri de birer Ortaçağ’ın din derebeyliği olan bu tarikatlarla iç içe olmuştur, ortak çalışmıştır. Böylece de 1923’ün Laik Cumhuriyeti’nin köklerini yani sınıf temellerini kazımamakla birlikte, üstyapıdaki varlıklarını yasaklarla baskıladığı bu derebeylikler, artık Laik Cumhuriyet’e olan olanca kinleri ve azgınlıklarıyla saldırıya geçmişler ve her geçen gün çığ gibi büyümeye başlamışlardır.

İşte Pensilvanyalı İmam’ın tarikatı da, diğer tüm tarikat ve cemaatler de, 65 yıldan bu yana dışarıdan Amerika’nın, Avrupa Birliği Emperyalistlerinin, Suudi Krallığı’nın, Katar Emirliği’nin ve tüm Arap kral ve emirliklerinin maddi ve manevi destekleri; içeriden de, görünüşte milli, eylemlerinde ise tamamen gayrimilli, yani ABD işbirlikçisi ve hizmetkârı hainlerden oluşan hükümetler tarafından desteklenmişler, korunmuşlar, kollanmışlardır.

Bu desteği, Kaçak Saraylı Reis, nasıl veciz bir şekilde ortaya koymuştu?

“Cemaatçi kardeşlerimiz bugüne kadar bizden ne istediler de vermedik?..”

Evet, arkadaşlar. Ne istedilerse verdiler, o ihanet hükümetleri, o işbirlikçi Parababaları hükümetleri. Kimisi siyasetçilik oynadı, kimisi tarikatçılık, cemaatçilik, şeyhlik, müritlik…

İşte Aydın-Sökeli katil polis de bu tarikatların kucağına düşerek zihin hasarına uğratıldı, vicdan hasarına uğratıldı, CIA Diniyle dinlendirildi ve insanlıktan çıkarıldı.

Böylesi zihin hasarına uğratılmış onlarca milyon insan var Türkiye’de. Bu tarikatların ya doğrudan, ya dolaylı olarak ocağına, tuzağına düşmüş, zavallı insanlar var…

Alın size Tayyip’in hüloogg’cularını. Onlar da işte aynı kategoriye girer. Onlar da zihin hasarlı. Ve onlar da CIA-Pentagon Dininin inanıcısı.

İşte böyle, her türlü CIA Cihatçısı örgütün kolayca bulup kısa sürede örgütleyeceği on milyonlar var Türkiye’de.

2011 Martı’nda, Katil ABD, BOP’un Suriye ayağını uygulamaya koydu, bilindiği gibi. O güne dek “Kardeşim Beşşar Esad”, hatta “Biz Beşşar Esad’la kardeşten daha yakınız.”, diyen Kaçak Saraylı Tayyip, efendisi ABD’den aldığı bir emir üzerine anında tornistan yaptı. Birden ağız, üslup, söylem ve tavır değiştirerek bir anda Suriye meşru hükümetinin ve Beşşar Esad’ın en önde gelen, en azgın düşmanı oluverdi. Böylece de, “Kardeşim Esad”ın yerini bir anda “Zalim Esed” terimi aldı.

Yine efendi Obama’nın emir ve direktifleri doğrultusunda CIA’nın ve Pentagon’un yönetiminde ülkemizin Adana’dan Urfa’ya kadar uzanan Güney sınırlarını bu Ortaçağcı-Cihatçı katiller güruhunun içtima, eğitim ve donatım karargâhlarına, kamplarına dönüştürdü. Onlarca eğitim kampı oluşturuldu. Hep devletin hazinesinden akıtılan paralarla…

Silahların büyük kısmını Suudi Krallığı, Katar Emirliği gibi gerici, Amerikan uşağı Arap devletleri karşıladı. Bir kısmını da Türkiye ve katil ABD…

Eğitmenler, ABD’den, CIA’dan, Pentagon’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Almanya’dan ve Türkiye’dendi. Dünyanın dört bir tarafından toplanan bu insanlıktan çıkarılmış manyaklar güruhu yedirilip içirilip giydirildi, eğitildi, yani askeri eğitimden geçirildi, her türden silahla donatıldı ve delik deşik edilen, sadece kâğıt üstünde kalan sınırlardan Suriye’ye geçirildi. Meşru hükümete karşı savaştırıldı.

5 yıldan bu yana, kesintisiz bir biçimde insan ve lojistik destek akışı sürdürüldü. Savaşta ölen her Cihatçının yerine yenileri toplanıp, eğitilip, silahlandırılıp cepheye gönderildi.

İşte bu arada, bu Arap orijinli Cihatçı örgütler Türkiye’ye de gelerek her şehir ve kasabamızda şubeler açtılar. CIA Dininin afyonuyla afyonlanmış meczupları Allah’la aldatarak kendilerine bağladılar, örgütlediler.

Kimisini savaşçı olması için Suriye’ye götürdüler, kimisini de işte dün Rusya Büyükelçisini katleden polis memuru gibi “Sen şimdilik ülkende kal. Gerek olduğu an biz seni çağırırız, alırız.”, diyerek burada bıraktılar.

Tabiî Kaçak Saraylı Reis de kafaca yani inanç açısından aynı CIA Dininin inananlarından olduğu için, bu polis memuru benzeri insanları devletin tüm kurumlarına büyük bir istekle doldurdu.

İşte dünkü katilin Nusracılığı ve polisliği böyle gerçekleşmiş oldu.

İşin en acı yönü ise şudur:

Bu katil polis niteliğinde daha yüzbinlerce polis vardır. Devlet kurumlarına AKP’giller döneminde alınan kadroların ezici çoğunluğu, hep bu kategoriye giren Ortaçağcılardan oluşur. Yani sadece poliste değildir bunlar. Ordudadır, yargıdadır, milli eğitimdedir, Diyanettedir; hatta sanatta, kültürde ve TÜBİTAK’ta biledir.

Ne diyordu Kaçak Saraylı Tayyip?

“Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz.”

İşte böylesi meczuplaştırılmış nesli, ABD Emperyalistleri Yeşil Kuşak Projeleri aracılığıyla yetiştirdiler, mebzul miktarda. Kaçak Saraylı ve AKP’giller de bu neslin en önde gelenlerindendir, bilindiği gibi. Pensilvanyalı İmam ve onun tarikat müritleri de öyledir.

Önceki yazılarımızda da tekrar tekrar vurgulayarak belirttiğimiz gibi, Rusya’nın, İran’ın, Çin’in, Lübnan Hizbullahı’nın sahaya inmesiyle, Suriye’deki denklem hızla Beşşar Esad yönünde olumlu biçimde değişmeye başlamıştır. Ortaçağcı Cihatçıları Suriye Ordusu’yla birlikte havadan vuran Rus uçakları; ağır, çökertici darbeler indirmiştir bunlara. Havadan vurulup darmadağın edilip zayıflatılan bu katiller sürüsüne Suriye Ordusu da karadan hücum ederek art arda hezimete uğratmaya başlamıştır bunları.

İşte bu başarılı organizasyon sonucu, 4 yılı aşkın bir süreden bu yana Kaçak Saraylı Reis’in ve AKP’giller’in ve Amerika’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın her türden desteğiyle Halep’i işgalleri altında tutan bu Ortaçağcılar güruhu, Suriye Ordusu’nun ve Rusya Hava Kuvvetlerinin kararlı ve yoğun saldırısı karşısında tutunamayıp şehri terke mecbur kalmışlardır. Suriyeli komutanlarla anlaşarak silahlarını bırakıp şehri terk etmeyi ve Türkiye sınırındaki bu Ortaçağcı güçlerin önde gelen karargâhı olan İdlib şehrine gönderilmeyi kabul etmişlerdir ve gönderilmektedirler, Suriye Ordusu’nun gözetiminde, denetiminde.

Halep’te yaşayan yüz bini aşkın masum, mazlum Müslüman Halk, Suriye Ordusu’nun şehri kurtarışını bayram ederek kutlamıştır. Yani coşkulu bir sevinçle karşılamıştır orduyu. Şehri terke mecbur edilenler sadece bu Ortaçağcı Cihatçılar olmuştur. Sivil halk son derece de memnundur durumdan.

Tabiî bu durum, ABD’nin de, AB Emperyalistlerinin de ve Kaçak Saraylı Reis’in AKP’gilleri’nin de Suriye’deki en büyük hezimeti olmuştur. 5 yıldan bu yana örgütleyip, besleyip, donatıp büyüttükleri ve bel bağladıkları Cihatçılar, teslim olmuşlar ve canlarını kurtarabilmek için Suriye Devletinin buyruğuna uymuşlardır.

Bu durum karşısında, başta Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’gilleri olmak üzere, günlerden beri kara propaganda yapmaktadır. Suriye’de sivil halk katledilmektedir, diyerek…

ABD-AB Emperyalistleri bu namussuzluğu yapmaktadır. AKP’giller yapmaktadır. Ve Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK ve onun medyası yapmaktadır.

Söylediklerinin gerçeklerle zerrece ilgisi yoktur. Suriye’de masum, mazlum Müslüman halkın kılına bile dokunulmamıştır, kimseye en ufak bir zarar verilmemiştir.

Yandaş medyada, Amerikancı satılmışlar medyasında ve PKK medyasında sivil halkın güya öldürülmüşlüğünü gösteren fotoğraflar, görüntüler yayınlanmıştır.

Bunların aslı bugün Odatv’de yayımlanan bir haberle aydınlığa kavuşturulmuştur:

“Sahte Halep fotoğrafları çeken kişi tutuklandı

“Mısır’da, Suriye’nin Halep kentindeki yıkım ve yaralılarla ilgili, çocukların yer aldığı kurgusal fotoğraflar çeken ve bu fotoğrafları sosyal medyada paylaşan bir kişi tutukladı.

“Mısır İçişleri Bakanlığı’nın Facebook sayfasından yapılan açıklamada, Port Said kentinde aralarında çocuk oyuncular, sahte ebeveynler, fotoğraf asistanları ile bir fotoğrafçıdan oluşan ve kurgusal ‘Halep’te yaralılar ve yıkım’ fotoğrafları çeken bir ekibin yakalandığı belirtildi.

“FOTOĞRAFÇI TUTUKLANDI

“Sputnik’te yer alan habere göre; açıklamada, çekimlerin yetkililer tarafından yıkılan kaçak binaların bulunduğu bölgede gerçekleştiği ve polisin, üzeri boya ile ‘kanlı’ gösterilen küçük bir kız ve elinde ‘kanlı’ bir oyuncağın bulunduğu bir fotoğrafın çekim anına bizzat tanık olduğu aktarıldı. Açıklamaya göre, polise verdiği ifadede çektikleri fotoğrafları sosyal medyada paylaştıklarını belirten fotoğrafçı, 4 günlük gözaltı süresinin ardından tutuklanırken, ekibin diğer üyeleri kefaletle serbest bırakıldı.” (http://odatv.com/sahte-halep-fotograflari-ceken-kisi-tutuklandi-2012161200.html)

Gördüğümüz gibi, arkadaşlar, alçaklar düpedüz film çeviriyorlar. Duman makineleriyle yoğun dumanlar üretip “Bakın zalim Esed Halep’i nasıl bombalıyor…”, şeklinde alçakça yalanlar üretiyorlar. Mizansenler uydurup güya bombardıman yıkıntıları arasından yaralıları çıkarırmış gibi videolar çekiyorlar. Kanlar içinde yerde yatan cesetlermiş gibi yatırıyorlar, kullandıkları insanları yerlere. Boyuyorlar oralarını buralarını. Yine kan boyasıyla boyadıkları bir küçük kızı ağlayarak koşturuyorlar, bu yatan insanlar arasından. Sonra da “Bakın, Halep’teki sivil halkın katledilişine”, diyerek zavallı, cahil, bilinçsiz insanları kandırıyorlar, alçakçasına, utanmazcasına, namussuzcasına.

Hatırlanacaktır, ABD ve AB Emperyalist haydutları, böyle namussuzlukları, alçaklıkları, yalanları, düzenleri, mizansenleri hep kullanagelmiştir. Birinci-İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşlarında kullanmıştır, Kore’de, Vietnam’da kullanmıştır, Romanya’da Sosyalist iktidarı yıkarken kullanmıştır, Sovyetler’i yıkarken kullanmıştır, Körfez Savaşlarında kullanmıştır. Ve de Yugoslavya’da kullanmıştır, Libya’da kullanmıştır. Şimdi de Suriye’de kullanmaktadır işte.

Halep’te Kaçak Saraylı Reis’in ve onun AKP’gilleri’nin “Özgürlük Savaşçıları” olarak adlandırdıkları bu Ortaçağcı katiller sürüsünün iki komutanının resimlerini göstermişti Hüsnü Mahalli, Halk TV’deki programında. Bunlardan birinin Suudi bir katil, diğerininse Çeçen bir katil olduğunu göstermişti, söylemişti. İşte Hüsnü Mahalli’nin gösterdiği resimdeki bu iki katil…

Hüsnü Mahalli’nin süreğen, ağır hastalıklarına rağmen tutuklanmasına sebep olan programdı, o program. Kaçak Saraylı Reis’in bütün Halep yalanlarını ortaya koyuvermişti orada.

Adı geçmişken şunu da belirtmiş olalım: Hüsnü Mahalli de Kaçak Saraylı Reis’in ve onun AKP’gilleri’nin kendi deyişiyle “2011’e kadarki” yandaşlarındandır. Başka bir ifadeyle suç ortaklarındandır. Kendi de zaten tutuklanma sürecindeki ifadesinde açıkça belirtmiştir bunu, şöyle diyerek:

“Öncelikle şu sözü belirtmek isterim ki, ben 2011 yılının ortalarında ve Arap Baharı olarak tabir edilen döneme kadar mevcut hükümet politikalarını desteklemekteydim. Bu konuda yazı ve söylemlerim de mevcuttur.” (http://odatv.com/husnu-mahalli-hastaneye-kaldirildi-1512161200.html)

Ha, tabiî, biz Hüsnü Mahalli’nin tutuklanmasını son derece hukuksuz buluruz. Hiçbir yasal dayanağı yoktur bunun. Fakat yukarıdaki kendisinin de itirafıyla ortaya koyduğu suç ortaklığından dolayı, makbul bir adam saymayız kendisini.

Hüsnü Mahalli, Kaçak Saraylı’nın ve AKP’giller’in Laik Cumhuriyet’i parça parça yıkışına karşı değil. 2010 Referandumuyla Adli Sistemi AKP’giller’in hukuk bürosuna döndürerek hukuku ortadan kaldırmasına karşı değil.

Neye karşı?

Sadece şuna: AKP’giller’in 2011 Martı’nda yaptıkları 180 derece dönüşle Suriye’ye savaş açmalarına karşı.

Konuya dönersek; AKP’giller, günlerden beri “Halep’te katliam var. Rusya, Putin, İran, Hamaney, Çin, Lübnan Hizbullahı, Hasan Nasrallah ve Beşşar Esad, bu katliamın sorumlularıdır.”, diye yaygara yapmaktadır, demagoji yapmaktadır, kandırmaca yapmaktadır. Yalanlar üretmekte ve yaymaktadır.

İşte, AKP’giller’in en önde gelen yandaş yazarlarından biri, Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, 14 Aralık’ta şu aşağılık demagojiyi yapıyordu:

“Halep’in çığlığı dünyanın bütün şehirlerini kuşatıyor, kuşatacak. Yeryüzünün bütün denizlerini, dağlarını sarıyor, saracak. Devletleri, toplumları sarsıyor, sarsacak. Zihinlerimizi, kalplerimizi, gelecek hesaplarımızı biçimlendiriyor, biçimlendirecek. Bu çığlıklar, bu kitlesel imha örnekleri, bu insanlığın dip yaptığı uygulamalar sayfa sayfa bütün kitaplara yazılacak.

“Biz şehirlerin intikamını biliriz. İnsanlık tarihini şehirlerin yazdığını, hafızasının güçlü olduğunu, asla unutmadığını, ne kadar zaman geçerse geçsin zulümlerin ve acıların hesabını sorduğunu biliriz. Tarih bu örneklerle doludur. Tarih, nice şehirlerin nice imparatorlukları toprağa gömdüğüne, nice zorbayı mahvettiğine tanık olmuştur. Yine öyle olacaktır. Halep’in Haçlıları da, Halep’in Moğolları da, Halep’in Farslıları da Halep’ten çok yaşamayacak.” (http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/halepin-intikami-dogunun-haclisi-anavatani-korumak-2034845)

Bu iğrenç yalanlarla dolu kandırmaca, ABD haydutunun, AB haydutlarının, Kaçak Saraylı’nın AKP’gilleri’nin ve PKK medyasının kandırmacalarının bir özeti niteliğindedir. O yüzden aktardık. Bir önek daha verelim bu yalanlara. İşte yine CIA Dincisi Ortaçağcı örgütlerden olan İHH’nin Ortaöğretim kurumlarımızın koridorlarına asarak çocuklarımızı zehirlediği afişlerden biri. Okullarımız artık tüm Ortaçağcı yapılanmaların sereserpe çalışma yaptıkları mekanlar haline dönüşmüş durumda. Okul idareleri bunlara karşı olmak bir yana, yandaş olmakta, yardımcı olmakta, destek olmaktadır gayrı.

İHH afişinde de şöyle denmektedir:

“İnsanlığı katleden katiller: Beşar Esad, Putin, Obama, Hamaney.”

Gördünüz, arkadaşlar. Günlerden beri bu yalan propagandayla kandırıyorlar, zehirliyorlar, kardeş Suriye’ye karşı düşmanlaştırıyorlar, bilinçsiz, cahil insanlarımızı.

Bunlarla aynı ağzı kullanan, aynı demagojik yalan ve iftira kampanyasına katılan PKK medyasından da bir örnek görelim, isterseniz:

“Ve 15 Kasım sonrası Rusya, İran, Lübnan Hizbullah’ı, Suriye Ordusu ve Doğu Halep’teki El Nusra gibi gruplar, Halep’e tarihinin az rastlanır trajedilerinden birini yaşattı.

“(…)

“Kasım-aralıkta yüzlerce sivilin enkazda kalmasının, bomba şarapnelleriyle can vermesinin, çocukların ömürlerinin celladı Rusya uçakları ve İran Devrim Muhafızları, bu vahşeti Türkiye’yi yedekleyerek yaptı. Çünkü Halep’teki grupların hamilerinden olan Türkiye, Putin’in tazyikiyle frene basıp, donattıkları grupları satıyordu.” (Mehmet Ali Beydağı, Özgür Demokrasi, 12 Aralık)

Hep diyoruz ya; Meclisteki Dört Amerikancı Burjuva Partisi de, El Kaide de, El Nusra da, IŞİD de, ÖSO da, PKK de, PYD de, YPG de, Amerika’nın bölgedeki işbirlikçileridir, taşeronlarıdır, yerel ortaklarıdır, piyonlarıdır, diye…

Gördüğümüz gibi hepsi, aynı boruyu üflüyorlar.

Dün akşamüzeri Rusya Büyükelçisini arkadan vuran katil de önceden meczuplaştırılmış olduğu için, öne atılıp davranışa geçiyor. Bu Cihatı biz yapalım, Cennetteki yerimizi de bir an önce kapalım, diyor.

Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz artık, arkadaşlar.

Ne Laik Cumhuriyet kaldı, ne hukuk, ne hak, ne adalet, ne din, ne iman, ne ahlâk, ne namus, ne insanlık ve ne de şeref…

Hepsini dirhem dirhem aşındırıp çürütüp yok ettiler. Ve durmaksızın da tahribatlarını yapmaya, kötülüklerini saçmaya, ihanetlerini etmeye devam ediyorlar. Dedik ya; verilen görev bunlara, ülkemizi Yeni Sevr’e, BOP’a götürmek…

Bu hainane işi yapıyorlar, 14 yıldan bu yana.

Sadece bunlar mı?

Değil.

Bunlar en önde geleni tabiî, ihanet yarışçılarının. Meclisteki diğer üç Amerikancı Burjuva Partisi de aynı hainane işi yapıyor.

Pek çok kez belirttik ya; bir kez daha tekrarlamaktan kaçınmayalım:

1960’lı yıllardan beri bu Ortaçağcı gidişe karşı bütün gücüyle mücadele eden bir tek hareket biziz, arkadaşlar. Laikliği kararlıca, duraksamaksızın, her hal ve şartta en aktif biçimde savunan biziz, biz Gerçek Devrimcileriz yalnızca. Çünkü biz, bu karanlık gidişin, bizi bu karanlık günlere getireceğini tâ 1960’lı yılların başlarında gördük. Bizden başka da hiç kimse göremedi. Çünkü Gerçek Devrimci sadece biziz.

Bu halkı, bu vatanı bilinçlice sevmenin ustası sadece biziz.

İşte dünkü Büyükelçi Katliamının asli suçluları sırasıyla bunlardır. Yani yukarıda saydıklarımızdır, arkadaşlar. Tetikçinin hem yetiştiricileri, hem de suça azmettiricileridir bunlar.

Peki, bu suikast ne gibi sonuçlara yol açacaktır?

1- Suriye’de Beşşar Esad yönetimi ve Rusya’nın kayıtsız şartsız hakimiyetine.

2- Kaçak Saraylı Reis’in ve onun AKP’gilleri’nin Rusya’ya ve Putin’e tam teslimiyetine.

Cinayet sonrası dün akşamki açıklama görüntülerini izlemişsinizdir, Tayyip’in. Darmadağın olmuştu psikolojisi. Hani halkımız der ya; “Korkudan ödü patlamış”, diye işte öyle bir duruma düşmüştü. Acaba Putin bana ne yapar, korkusu sarmıştı bedeninin tüm hücrelerini ve ruhunu.

Gözünüzden kaçmışsa bir kez daha izleyin o videoyu. Tanık olacaksınız buna.

Zaten aynı anlarda, Rusya Dışişleri ve medyasının açıklamaları geldi, art arda:

Tayyip Erdoğan’ın Putin’i arayıp özür dilemesi gerilimi düşürdü, diye.

3- Kaçak Saraylı Reis’in Suriye politikasının tam iflasına, fiyaskoyla sonuçlanışına. Bundan böyle Kaçak Saraylı Reis ve AKP’giller, Suriye’de Rusya’nın izni olmaksızın parmaklarını bile kımıldatamayacaklardır.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

20 Aralık 2016

Nurullah Ankut
HKP Genel Başkanı